Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı

NURİ ERCAN TORTOP

17 Şubat 1963 tarihinde
Isparta’da doğmuştur. Eskişehir  Adalet
İlkokulunda ilk öğrenimini tamamladıktan sonra Eskişehir Anadolu Lisesi’nden
mezun oldu. 1981-85 yılları arasında yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi İşletme Fakültesinde tamamladı.

1985 yılında Başbakanlık Hazine
Müsteşarlığı’nda Hazine Kontrolörü olarak memuriyet görevine başladı. 1989-92
yılları arasında ABD Maryland Üniversitesinde Uluslararası-İşletme finansman
konularında Master derecesini aldı. 1996-99 yılları arasında T.C. Seul
Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşaviri olarak görev yaptı ve Kore modeli kalkınma
ekonomisinin işleyişi hakkında bilgi ve deneyim kazandı. 2000 yılına kadar
Hazine Kontrolörlüğü görevine devam etti. Bu dönemde, Hazine garantisi ile
gerçekleştirilen YİD modelli İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin Yuvacık İçme Suyu
Arıtma ve İsale Hatları Projesinin finansman ve işletme sorunları konularında
araştırma ve incelemelerde bulundu.

2000-02 yılları arasında Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Türkiye İş Kurumu’nda (İŞKUR) Genel Müdür
Yardımcısı olarak çalıştı. Bu süre içinde İşsizlik Sigortası Fonu’nun ilk
kuruluş çalışmalarını yönetti ve İŞKUR’un Avrupa Birliği fonlarından sağladığı
işgücü hibe fonlarının yönetim yapısını oluşturdu.

2002 yılında AB fonlarının
ülkemizde yerinden yönetimini gerçekleştirmek üzere Dışişleri Bakanlığı Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği bünyesinde kurulan Merkezi Finans ve İhale
Birimi’nin kurucu başkanlığı’nı üstlendi ve yerinden yönetim sisteminin AB
Komisyonu nezdine akreditesini gerçekleştirdi. Bu yapıyla ülkemiz tam adaylık
öncesi AB mali fonlarına dolaysız ulaşım imkanına sahip oldu.

2006-07 yılları arasında Hazine
Başkontrolörlüğü görevine devam etti. Bu dönemde, ülkemizde gerçekleştirilmeye
başlanan altın madenciliği faaliyetlerine ilişkin inceleme, araştırma ve
soruşturmalar yaptı.

2007 yılında AB’nin çevre
fonlarından belediyelerimizin altyapı yatırımlarının  projelendirilmesi ve finansman ihtiyaçlarının
hibe yoluyla  karşılanması amacıyla  Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde kurulan
Koordinasyon ve Uygulama Merkezinin kuruculuğunu üstlendi. Bu dönemde İl ve
ilçe belediyelerini kapsayan 40 kadar kurumun katı atık, atıksu, içmesuyu,
kanalizasyon ve su dağıtım şebekelerini kapsayan 800 Milyon Avro yatırımlı
projelerin hazırlanması ve Birimin AB Komisyonu nezdinde akredite edilmesi
faaliyetlerini yürüttü.

2010 yılında yeni kurulan Çevre
ve Şehircilik Bakanlığında Avrupa Birliği Yatırımları Dairesi Başkanı olarak
görev yaptı ve bu dönemde yaklaşık maliyeti 200 Milyon Avro tutarında belediye
altyapı yatırım projelerinin ihale işlemlerini sonuçlandırdı ve AB’nin çevre
alanında sağladığı hibe fonlarla finanse edilen projelerin fiziki yatırım
çalışmalarını koordine etti.

2013-2017 yılları arasında İrlanda Merkezli Çokuluslu Mühendislik kuruluşunun Türkiye Müdürlüğünü üstlendi. Halen proje ve finansman konularında serbest danışmanlık yapmaktadır.

ercantortop.com

 

Ercan TORTOP’un İstikbal Gazetesi Röportajı

İstikbal Gazetesi Linki

Ercan Tortop’un röportajına buradan ulaşabilirsiniz




BİR ÇAĞRI

PARTİLERE SİYASİ HAYATIMIZI DRAMA ÇEVİRMEMELERİ İÇİN GEREKLİ BİR ÇAĞRI

Ülkemizde, partiler, siyasî ortamın normal akışı içinde, tabii bir şekilde doğmamışlardır. Olağanüstü şartlarda vücut bulmuşlardır. Bu sebeple, normal bir siyasî hayatın olağan organları ve kurumları olarak fonksiyonlarını icra etmiyorlar. Birbirleriyle sürekli kavga halindedirler.

Siyaset adamlarımız, yeniden arka arkaya sürekli olarak gelmekte olan yeni nesillere örnek olacaklarını unutmuş bir şekilde, en ağır tarzda birbirini suçluyorlar, birbirilerine saldırıyorlar. Kısacası kötü örnek oluyorlar. Bu durumda gençler siyasetin mutlaka bu üslupla yapılacağını sanabilirler.

Partiler arasındaki bu sürekli gerginlik, yüksek tansiyon, siyasî hayatımızı zehirlemekte ve sonunda dönem dönem büyük çöküntülere sebep olmaktadır.

CHP, kendini devletin kurucusu ve kurtuluş savaşının yapıcısı olarak görmekten hiçbir zaman kurtaramamış, hep rejimin sahibi, koruyucusu vazifesinde ve mecburiyetinde farzetmiştir.



Oysa, gerçek bunun tam tersidir. Devleti kuran CHP değil, CHP’yi kuran devlettir. İki dünya savaşı arasında doğan yeni rejimler tek partili bir düzen kurmuşlardır. Rusya’da komünist parti, İtalya’da faşist parti ve Almanya’da nazi partisi gibi. Türkiye’de de devlet bu hava içerisinde bir parti kurmuştur. Parti, devletin kurumlarından biridir. Bir misal vermek gerekirse: Bir ilçede Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Halk Evi ve CHP’nin başkanı aynı kişidir ve bundan dolayı maaş almaktadır. Partinin kirasını da devlet ödemektedir.

1945’te, II. dünya savaşı bittiğinde, biz de, çok partili düzene geçtiğimizde, CHP’nin tarihe karışması ve yepyeni, birbirine eşit durumda partiler kurulması gerekirken, CHP içinden ve yine onun kontrolünde olması istenen bir parti doğurulmuş , böylece dışarıya, Demokrasi Cephesine kendisine katıldığımız mesajı verilmek istenmiştir. Bu sebeple Demokrat Parti’nin bir “muvazaa” partisi olarak kurulduğu bilinmeyen bir gerçek değildir. Fakat, halk, oyunu bozmuş, Demokrat Parti’yi CHP’nin boyunduruğu altında bir parti olarak değil karşıtı bir parti olarak varolma durumuna getirmek istemiştir. Dışa karşı, o günkü şartlar içinde, “demokrasi oyunu” oynamamıza milletimiz razı olmamış, gerek II. Dünya Savaşı ve gerekse daha öncesinden gelen tarihî, sosyal ve ekonomik sebeplerle kendini CHP olarak ifade eden yönetimi iktidardan uzaklaştırmıştır.

1950’den sonra, iddia ettikleri gibi gerçekten demokrasiye geçilmişse, CHP’nin büyük bir kurultay yapıp köklü bir özeleştiri ile yepyeni ve karşısındaki partileri eşit gören ve halka gelecek için projeler sunup oy isteyen bir parti haline gelmesi lâzımdı. Oysa bu özeleştiri, kendini yenileme ve yeniden doğma bugüne kadar CHP’nin hayatında mümkün olmamıştır.

Arada Ortanın Solu, Ecevit vb. değişim görüntüleri yine partinin kendini yenilemesinden değil, ara rejimlerin zorlamalarından ibaret suni ve başarısızlıkla biten talihsiz çıkışlardır.

Buna karşılık, CHP’den doğan Demokrat Parti de, sağduyulu ve sakin bir parti gibi hareket edememiş, CHP gibi, o da kendi dışında partiler oluşmasına meydan vermemiş ve siyasi hayatımız ogün bugündür bitmez tükenmez bir kavganın içerisine yuvarlanmış ve kavga bugüne kadar sürmüş, bu sebeple, bu ülke ne yazık ki, darbeler ve huzursuzluklar yaşamıştır. CHP-DP kötü modeli, daha sonraki on yıllar içinde CHP-AP, CHP-ANAP, CHP-RP, CHP-DYP ve nihayet CHP-AK Parti olarak bugüne gelmiştir. Öte yandan ne yazık ki bu on yıllar, 27 Mayıs, 12 Mart, 70’lı yılların anarşi ve terör devri, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi darbeler ve daha sonraki hareketler ve huzursuzlukları ülkemize, dirilememe ve tarihteki büyük gücümüze erememe pahasına yaşatmıştır.

Şu anda seçim dolayısıyla yapılan siyasi polemikler, seçim sonrasına da olumsuz etkiler yapacak nitelikte görünmektedir.

Siyaset biliminde, anglosakson sistemini iki partili sistem, kara avrupa sistemini ise çok partili sistem olarak adlandırmışlardır. Bizse, bu iki sistemden birini bilinçli bir şekilde seçmek yolunu izlememiş, kendi özgün sistemimizi oluşturamamış, sonunda ikili kavganın adeta geleneksel ve yapısal hale gelmesi yüzünden iki partili bir sistem görüntüsüne mahkûm durumuna düşmüşüzdür.

İngiltere ve Amerika’daki iki partili sistem tarihlerinin sonucudur ve yüzyıllardır böyledir. Bizde durum böyle değildir ve yetmiş yıllık bir kavga düzeninin sonucu gibi görünmektedir. İktidarıyla muhalefetiyle partilerin kendilerine bir çeki düzen verip halkımıza gelecek için gerçek umut kaynağı olacak çok partili bir düzene geçmemiz için gereken bütün adımları atmaları, bu büyük milletin kaderinin onların önüne getirdiği büyük ve kaçınılmaz bir alınyazısı görevidir.

Bunu yapabilmek için partiler ve hepimiz, kendimizi hesaba çekerek, kendi öz medeniyetimizden ne kadar uzaklaşmışız ve ne şekilde ona dönebiliriz gibi derin tarihî-sosyolojik tahliller yapmak zorundayız. Bilincimizi ve biliçaltımızı yoklamalı ve yenilemeliyiz. Yani âdeta yeniden doğmalıyız.

Demek ki, siyaset adamlarımıza böyle kapsamlı bir çağrı yapmak zorundayız ve demeliyiz: Efendiler! kendinize geliniz ve gençlere kötü örnek olmayınız. Yeniden doğuşumuzun, dirilişimizin yolunu açınız.

Bu çağrımız anlaşılırsa hepimize ne mutlu, anlaşılmazsa hepimize mutsuzluk.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ 
GENEL BAŞKANI

A. Sezai Karakoç